Tuba Büyüküstün ve 20 Dakika Dizisi

20 dakika dizisi ile ekranlara dönüş yapan ikiz çocuk sahibi başarılı oyuncu Tuba büyüküstün hürriyuet gazetesine verdiği röportajda 20 dakika dizisini ve özel hayatının bilinmeyenlerini paylaştı..Beren saat ve intikam dizisi ile rekabet halinde gibi gösterilmesine de tepki gösterdi..işte ayşe arman ın tuba büyüküstünde yaptığı röportaj

Onur, benim ‘panzehir’im

Kendini ifade etmeyi sevmiyor. “Ben, ben, ben” diye konuşmayı sevmiyor. Görünür olmayı sevmiyor.

Mümkün olsa, röportaj da vermeyecek. Yeni dizisi ‘20 dakika’ için yapıyor.

Şaşırtıcı bir kadın.

Herkesin ortalıkta biraz daha fazla olabilmek için geberdiği bir dünyada, “Bana ne sizin kurallarınızdan!” diyor, diyebiliyor.

Bayıldım bu haline!

Tuba Büyüküstün ‘zoraki meşhur’ gibi. Şöhretle filan alakası yok. Kendi dünyasında yaşıyor.

Bana Küçük Prens’i hatırlattı.

Biraz hüzünlü ve yalnız.

Tanımadığı insanlara kolay güvenmiyor, teslim olmuyor.

O bir ‘tek çocuk.’

Anne-baba çalıştığı için babaanneyle büyüyor, erken yaşta yuvaya gönderiliyor, işte o yalnızlığı, bireyselliği, tekilliği bence taa o günlerden miras.

Ama olumsuz bir şeyden söz ettiğimi sanmayın, o yalnızlık, Tuba Büyüküstün’ü aynı zamanda herkesten farklı ve yaratıcı kılıyor.

Çok zengin bir iç dünyası var.

İçi, dışından daha zengin ve güzel. Zaten dış güzelliğiyle ilgili değil. Kendini güzel olarak da algılamıyor. Evet çok seviyor yaptığı işi ama beş sene sonrasını bilmiyor. Bu kadar ünlü biri olup olmayacağını da umurumda da değil zaten. Şu anda aşk duyduğu için oyunculuk yapıyor, sonrası meçhul. İkizleri olduktan sonra, dizi-mizi faslını da kapatmak istemiş. ‘20 Dakika’nın başrolündeki kadın kahramanın cazibesine kapılmış, çok sevmiş, o yüzden teklifi kabul etmiş.

İnat bir kadın, sevmediği hiçbir şey yapmıyor. Ve her şeyi sorguluyor. Bir tek kocası Onur Saylak’a ve kızları Maya ve Toprak’a olan aşkını sorgulamıyor.

Onur’un sadece bakışları bile onu sakinleştirmeye yetiyor…

Beş sene sonra da ünlü olacak mıyım olmayacak mıyım kimse bilemez...

Beş yıl önceki Tuba’yla şimdiki arasında ne fark var?

- Beş yıl önce hayata ve insanlara karşı çok daha kapalı ve korunaklıydım. Bugün artık daha açık bir insanım. Yumuşadım. Kızlarım 1 yaşına geldi. Onlara baktığımda şaşırmaktan kendimi alamıyorum. 30 yaşındayım, dünyalar güzeli iki çocuğum, çok sevdiğim bir eşim ve heyecan duyarak yaptığım bir işim var. Bir insan daha başka ne ister?

İkizler senin için ne ifade ediyor?

- Oooo, onlar benim için her şey demek! 7 ay biz baktık. Onur’la ben. Sadece dördümüzdük. Şahaneydi.

Bakıcı abla filan yok muydu? Neticede iki bebek…

- Yok hayır, hiç yardım almadık. Böyle söyleyince insanlara tuhaf geliyor ama biz bize olmak istedik: Onur, ben ve yeni doğmuş bebeklerimiz. Onları hastaneden çıkardık, bir bebek olsa, ‘car seat’in yanına oturabiliyorsun ama iki bebek olunca, ı ıh, mecburen öne oturdum, Onur da arabayı kullanıyor. Macera başladı. Tabii ağlamaya da başladılar. Ben ameliyatlıyım dönemiyorum, onlara ulaşamıyorum. Her şey, bir sınav gibiydi ama biz sakin bir anne-babayız, şimdilik sınavı geçtik...

Bir sürü insan, yeni doğmuş bebeği eline almaya bile korkar…

- Biz hiç öyle değiliz. Onur da müthiş yardımcı. Lafta değil, gerçekten öyle, çok becerikli. Geceleri kızlar ağladığında, ben çok yorgunsam, beni uyandırmadan kalkıp, benim sağdığım sütten veriyor, altlarını değiştiriyordu. Ne şikâyet ettik ne de kafayı yedik. Aslında bize kalsa, çalışmayalım, etmeyelim, hep evde kızlarımızla, mutlu mesut yaşayalım! Ama böyle bir lüksümüz yok, çalışmak zorundayız. Biz her şeyi çocuklarıyla birlikte yapan bir anne-babayız. İki buçuk aylıkken onları alıp, Paris’e gittik. “Delisiniz!” dediler. Kangurularımıza taktık, bebeklerimizle dolaştık. Onları restoranlarda uyuttuk. “Çok küçükler evde kalsınlar” filan gibi takıntılarımız yok, gergin, tedirgin anne-baba değiliz, biraz rahatız galiba. Bir arkadaşım diyor ki, “Sizi seyrederken Discovery’deki aslan ailesini seyredermişim gibi hissediyorum kendimi!” Çocuklar oramızda, buramızda, gayet doğallar, üzerimize çıkıyorlar, sonra iniyorlar, biz bir şeyler yaparken, onlar hep yanımızdalar…

“Aman rüzgâr var, klima çarpar, onu elleme, bunu yeme…”

- Yok öyle şeyler. Evhamlı değiliz...

Peki anneliğinin saplantılı tarafı ne?

- Yanlarında değilsem, kontrol manyağına dönüşüyorum. Her şeyden haberdar olmak istiyorum. 8’inci ayda, hayatımıza, mecburen bir bakıcı abla girdi. Çünkü çalışmaya başlayacaktım. Ona bütün düzeni anlattım. Ve rica ettim: “Ben olmadığımda, Maya ve Toprak’la ilgili rapor ver bana. Her şeyi ayrıntılarıyla yaz. Fotoğraf gönder.” Şimdi öyle yapıyor, sürekli mesaj atıyor. Evet dizi çekimindeyim ama kızlarımla ilgili her şeyi bilmeliyim.

Arada, “Dizisi batsın, ben çocukların bir sürü şeyini kaçırıyorum!” demiyor musun?

- Diyorum. Ama annelik beni ne kadar tanımlıyorsa, oyunculuk da öyle…

Diziyi kabul ederken tereddüt ettin mi?

- Ettim. Dizi yapmak istemiyordum aslında. Çünkü dizi, hayatı çalan bir şey. Ama bu proje, beni çok heyecanlandırdı. O kadın olmak istedim, o kadını canlandırmak istedim.

Oyunculuk senin için ne kadar önemli?

- Ben insanın yaptığı mesleğin, insanın kendisi olduğuna inanıyorum. Ona sahip çıkman gerekir, çünkü o zaten sensin…

Bu role ne kadar girebildin?

- Bunu izleyenler takdir etsin. İlk bölümün reytingleri çok iyi gelmiş, umarım sever insanlar. Çok başka bir kadın. Ortada bir cinayet var, bir türlü emin olamıyorsun, o mu yaptı, başkası mı? Çözemiyorsun.

20 dakika, ‘Kaçış Planı’ filminden birebir adaptasyon mu?

- Hayır. Orijinali ‘Pour Elle’ diye bir Fransız filmi. Onunla, ‘Kaçış Planı’nın karışımı. Ezel’in senaristleri Pınar ve Kerem’in kendi yorumları da var.

Siz nasıl bir çiftsiniz?

- Onur’la ben birbirini yükselten bir ikiliyiz…

O, Tuba Büyüküstün’le evli olmakta zorlanıyor mudur?

- Yok canım. Onun tek zorlandığı şey, benim hayata bakış açımın farklılığı. Bazen “Allah aşkına Tuba, nereden bakıyorsun sen?” diyor, beni anlamaya çalışıyor. Çünkü ben tamamen kendi dünyamda yaşıyorum.

Anadolu yakasında mı büyüdün?

- Evet. Hep buradaydım. Çok seviyorum. Kahvaltıya pijamayla bile gitsen, kimsenin umurumda olmuyor!

“Ben kimim biliyor musun?” tribi atarak ortalıkta dolaşan biri değilsin…

- Ben kimim ki zaten! Beş sene sonra beni kimse hatırlamıyor olabilir. Şu anda keyif aldığım bir iş yapıyorum, iyi de yapmaya çalışıyorum ama insanın kendisini abartmaması gerekir. Bu meşhurluk da ömür boyu sürecek bir şey olmayabilir.

Doğumdan sonra kocana karşı hislerinde değişiklik var mı?

- Evet, eskisinden daha farklı bir heyecan hissediyorum ona karşı. Başka bir yanını gördüm, onu baba olarak da tanıdım. Artık hayatımda hep olacak bir adamın heyecanını duyuyorum.

Doğum nasıl bir tecrübeydi?

- Benim için hayal kırıklığı oldu! Normal doğum istiyordum. Fakat ikizlerden biri ters gelince, mecburen sezaryen olmak durumunda kaldım. Gerçi epidüral sezaryendi, uyanıktım ama çocuklarımı hemen bana vermediler, orada birtakım işlemlerden geçirdiler, yıkadılar, biri çok ağlıyordu, ısrarla, “Verin” dedim, vermediler, sinir oldum.

BEREN SAAT’LE RAKİP DEĞİLİZ UYDURUYORLAR

Beren Saat’le aranızda rekabet mi var?

- Yok öyle bir şey. Bir şey bulamıyorlar şişiriyorlar ama içi boş…

Sürekli kıyaslıyorlar sizi…

- Evet. Dizileri, oyunculardan ibaret bir şey gibi sunmak, o dizide emeği geçen herkese büyük haksızlık. Diziler benden ya da Beren’den ibaret değil ki…

Tanıştınız mı hiç?

- Hayır, denk düşmedi.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu baglantılar

Son yorumlar